HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.

Sancar, konuşmasında şunlara değindi:

“Türkiye’nin tarihi, olağanüstü hal ve sıkıyönetimler tarihidir. AKP iktidara geldiğinde bu ülkede olağanüstü hal vardı, şimdi de olağanüstü hale gelmiş, kurumsallaşmış bir olağanüstü hal var. 20 Temmuz 2016’da 3 ay için ilan edilmiş olağanüstü hal resmi olarak iki yıl sürmüş ama fiilen devam etmektedir. Kayyum ve KHK uygulamalarında ısrar eden AKP-MHP faşist yönetimi, olağanüstü hale can simidi gibi sarılmış ve bunu bırakmaya da niyeti yoktur.

“Adaletsizliğe karşı mücadelemiz devam ediyor”

Adaletsizlikler diz boyu. Bizler, elbette kaybedilen yılların, çekilen acıların tümüyle telafisinin mümkün olmadığını biliyoruz ama adaletsizliklerin, haksızlıkların giderilmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Bizim öncelikli işlerimizden biri olağanüstü hal döneminde yapılan tahribatların tamiri, haksızlıkların giderilmesi. Bu ülkede geniş bir mağdur kesim vardır. Bunların içinde KHK mağdurları özel bir yer tutmaktadır. Bunun da farkındayız. Bu adaletsizliğe karşı mücadelemiz devam ediyor.

Ülke tam bir adaletsizlik cehennemine dönmüş durumda. Bakın, 14 Haziran 2018, tam 4 yıl önce bugün. Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait işyerine ve Suruç Devlet Hastanesi’ne uzanan saldırıların sonucu Hacı Şenyaşar, oğulları Adil ve Celal Şenyaşar yaşamını yitirmişti. Olayda Mehmet, Fadıl, Ferit Şenyaşar ile birlikte toplam 8 kişi de yaralanmış, saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşleri tedavileri devam ederken gözaltına alınmış ve sonrasında Fadıl Şenyaşar tutuklanmıştı. Aradan 4 yıl geçti. Ama adaleti sağlama, gerçeği ortaya çıkarma açısından tek bir olumlu gelişme yaşanmadı. Olan tek şey, Emine Ana’ya hakkını aradığı için sürekli taciz uygulamak ve ceza vermek… Emine Ana yalnız değildir. Onun adalet talebi, bizim talibizdir. Asla yalnız bırakmayacağız. Onun haykırışı, bu ülkede adalet arayanlara bir ışık, bir cesaret örneği olarak görülmelidir.

“Yüzleşme siyasetini esas alıyoruz”

Çözüm yüzleşme ile başlar… Biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz. Bu gerçekliklerle yüzleşecek, yüzleşmeyi gerçek çözüm siyaseti takip edecek. Partimiz hukuk dışı, insanlık onuruna yaraşmayan, yaşamı ihlal eden her uygulamanın, anlayışın karşısındadır ve bununla mücadele eder. Kürt sorununda demokratik çözüm ve bu ülkede kalıcı barış, ancak müzakere, diyalog ve demokratik siyaset ile mümkündür. Bunu da her fırsatta söylüyoruz. Gereğini de yerine getirmeye çalışıyoruz. Her alanda.

“Analar ağlamıyordu”

Tecrit, çözümsüzlüğün parçası mıdır, evet bu bir gerçekliktir… 2013-15 yıllarını hatırlayalım. Çatışmalar durmuş, çözüm umudu yükselmiş, demokraside de ekonomide de ilerlemeler kaydedilmişti. Neden? Çünkü müzakere ve diyalog yöntemi uygulanıyordu. Cenazeler gelmiyordu, hadi, biz de o sözü kullanalım, ‘analar ağlamıyordu’. Biz istiyoruz ki ölümler olmasın, ölüm siyaseti değil yaşam siyaseti hakim olsun. Bunun yolu savaş politikalarından değil, siyasetten, müzakere ve diyalogdan geçer.

“Çözümsüzlüğe karşı her türlü uygulamayı reddediyoruz”

Çözüm süreci, umut yaratan, kanın durduğu 2,5 yıllık süreç ne zaman sona erdi? Fiilen 5 Nisan 2015’te sona erdi. İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşülen kesildiği, tecridin yeniden devreye sokulduğu tarihtir. Çözümsüzlük politikalarının, savaş uygulamalarının ve zihniyetinin yeniden en ileri noktaya taşındığı yeni dönemin başlangıcıdır. O günden bugüne yaşadığımız yıkımlar herkesin gözü önündedir. Gözümüzün önündekini görmek ayrıca cesaret ister. Biz bu cesareti gösteriyoruz. Çözümsüzlüğe karşı her türlü uygulamayı reddediyoruz.

“Barış ve çözüm için yapılan her türlü gelişim bu iktidarı rahatsız ediyor”

Gemlik Yürüyüşü de bizim demokratik çözüm, barış konusunda tutumumuzun bir başka alandaki yansımasıdır. Çeşitli kuruluşlar, kamuoyunun dikkatini, yaygınlaşan savaş politikalarına, daha da derinleştirilmeye çalışılan çatışma anlayışına karşı demokratik çözüm ve barış imkanlarına dikkat çekmekti. Bu bir demokratik hak. Ama bu demokratik imkanı kullandırmamak için güvenlik güçleri iktidar emriyle ağır şiddet uyguladı. Vekiller darbedildi, kelepçe takıldı, görüntüler ortada. Şimdi burada böyle bir anlayışın nereye çıkacağını kestirmek zor değil. Demek ki barış ve çözüm için yapılan her türlü gelişim bu iktidarı rahatsız ediyor. Çünkü onlar için savaş siyaseti, çözümsüzlük, gerilim, kutuplaşma ayakta kalabilmenin neredeyse tek yolu.

Kürt sorununda çözümsüzlük anlayışı derinleştikçe, çözümsüzlük politikaları yaygınlaştıkça, sadece ekonomi çökmüyor, toplum da çürütülüyor. Biz geleceği bu zihniyet üzerine değil, tam tersine eşit yurttaşlık temelinde Kürt sorununun demokratik olarak çözüldüğü, demokratik siyasetin her alanda belirleyici olduğu bir yaklaşımı savunuyoruz.

“Kanı da durduracağız, yalanı da çökerteceğiz”

Biz bir daha bu ülkeye çatışmalarda cenaze gelmesin diye mücadele ediyoruz… Giden her canın yüreğimizden bir parça aldığına inanan insanlarız. Bütün acılara eşit yaklaşan insanlarız. Hiç kimse bu ölüm acısını yaşamasın diye her türlü bedeli ödeyerek mücadele eden bir çizgiye sahibiz. O nedenle gerçekten cenazelere üzülen, bizleriz. Çünkü bir daha kimse canını kaybetmesin, gençlerimiz bu çatışmada yitip gitmesin diye demokratik çözüm, barış, diyalog, müzakere demeye devam ediyoruz ve edeceğiz. Kanı da durduracağız, yalanı da çökerteceğiz, talan siyasetine de son vereceğiz.

“Tarihi bir fırsat var önümüzde, seçimler yaklaşıyor”

Bizim bu çağrılarımız toplumun tüm kesimlerinedir. İktidardadır da. Ve en önce bizim dışımızdaki muhalefet partilerinedir. En önce Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerinedir. Gelin güçlerimizi birleştirelim. Gerçekliği yok sayan ve kendimizi kandıran yoldan ayrılalım. Tarihi bir fırsat var önümüzde. Seçimler yaklaşıyor. Bu seçim herhangi bir seçim olmayacak, bunu da biliyoruz. HDP olarak tutumumuzu bütün açıklığı ile aylar önce ortaya koyduk. Biz ne bu zorba iktidarı ne de eski köhnemiş zihniyeti devam ettirecek arayışları kabul ediyoruz. Bu zorba iktidarı da istemiyoruz; eski, köhnemiş sistemini yeniden canlandırma arayışlarını kabul etmiyoruz.

“Konuşmaya, diyaloğa hazırız”

Bizim duruşumuzdan kaygı duyan kim varsa, diyaloğa gelsin. Eğer halkın içinde bizimle bu diyaloğu kuramayacak kadar mesafeler varsa o mesafelerini kapatmak da bizim görevimizdir. Kaygısı, öfkesi, dahası bize düşman gözüyle bakan bütün toplum kesimleriyle konuşmaya, diyaloğa hazırız. Gerçeği, gerçekliği anlatmak için elimizden geleni yapmaya hazırız. Önümüze konulan eleştirileri samimiyetle değerlendirmeye hazırız. Kendimizi de bu çerçevede düzeltmeye, gerekirse değiştirmeye de hazırız. Ancak bu ülkeyi bu şekilde değiştirebiliriz. Buna hazırız.

“Ortak aday fikrine açık olduğumuzu söyledik”

Parlamento seçimleri için çizdiğimiz yol çok net. Çağrılarımız açık. Müzakere ile açık diyalog ve mutabakat ile ortak aday fikrine açık olduğumuzu da söyledik. Müzakere başlıklarını da bütün kamuoyuna geçen yıl ilan ettik. Hiçbir saklımız, gizlimiz yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız açık; müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat… Kimse imalar beklemesin. Bu yöntem karşılık bulmazsa demokrasi ittifakının adayını çıkarmayı da önümüzde seçenek olarak tutuyoruz. Buradan hiç başka şeyler aramasın kimse. Kulis bilgileriymiş de şuymuş da buymuş da, niyetler başkaymış da… Yok öyle şey. Buradayız, herkesle konuşmaya açığız.” (ANKA)

By admin